Erkan Kayat

Kendime ait düşünceler & başkalarına ait beni düşündürenler...

“People are already talking. Your only option is to join the conversation.”

Media_httpsmartblogsc_rhchx

Link'in konusu aslında bu olmasa da başlığa koyduğum cümle sosyal medyaya firmaların katılımını sağlama konusunda herşeyi ifade ediyor. Andy Sernovitz'in bu güzel sözü, aslında bir önceki yazımdaki üç maymunu oynamakta direnen firmalar için söylenmiş.

Bu başlığın devamı firmalarda iki konuyu gündeme getiriyor. Öncelikli olarak, sosyal medyayı düzenli dinlemek gerekiyor. Bunu sağlamak üzere Türkiye'de son dönemde yeni birçok girişim var. Aslında ben de bu konuda yakın gelecekte olan fırsatları öngörerek markanla.com'un kurucu ortaklarından biri oldum. İkincisi olumsuz bir konuşulma bile doğru iletişim yöntemleri ile çözülebilir ve müşteri ilgi gösterdiğiniz için çoğu zaman sizden bir sonraki konuşmada olumlu bahsedecektir. Zira kendisine önem verdiğinizi gösterdiniz. Kaybedilmiş müşteriyi, sosyal medya size geri kazanma şansı vermektedir.

Bu iki noktada firmaların genel bakış açısı "Biz uğraşmayalım, birileri bu içerikleri bulsun, cevaplarını da yazsın, bizim sadece bilgimiz olsun". İyi de sevgili firmalar, kim sizi sizden daha iyi temsil eder? Gelen eleştiri veya olumlu geri beslemeler sizin ürün / servis / hizmet kaliteniz hakkında müşterilerin görüşleri olarak, sizi bir adım ileri götürmez mi? Sosyal medyayı lütfen sorunların kaynaklandığı bir yer olarak görmeyi bırakıp, binlerce kişinin size feedback verdiği bir veritabanı olarak görün.

Sizi ve işinizi çok daha ileri götürme fırsatı sağlayan sosyal medyaya uzak kalmayın.

Filed under  //   Analytics   Customer feedback   Social media  

Sosyal Medya Sağırları veya 3 Maymunu Oynayanlar

3-monkeys

Bundan birkaç yıl önce kızlı erkekli bir sohbet ortamında konumuz; “Aldattığını ama pişman olduğunu durup dururken itiraf eden sevgiline nasıl davranırsın?”

Bir kızın cevabı : “Erkek arkadaşım beni aldatıyorsa, hiç söylemesin bilmeyeyim, bilirsem kaldıramam bu yükü ayrılırım.”

Bence bu olay bugün birçok firmanın sosyal medya ile ilişkisini anlatıyor. Biraz açalım konuyu.

10 yıl öncesine geri dönelim. Sosyal medya ortada yok. Arkadaşlarınızla sohbet ettiğinizi düşünün. Bir marka ile yaşadığımız olumsuz durumları veya beğendiğimiz bir reklam filmini konuşurduk o zaman da. Bugünün sosyalliği o zaman da vardı ama medyası eksikti. Olayı medyalaştıran internetin demokratik altyapısı oldu. Bir taraftan paylaşım, diğer taraftan kendimizi duyurma ihtiyacı olarak tanımlayabileceğimiz güdüler o kadar güçlü ki eğer bir konu hakkında söyleyecek birşeyimiz varsa hiç durmuyoruz. Zaten toplum olarak dinlemekten ziyade konuşmaya aşığız. İnternet sayesinde, artık her yerde aynı anda Facebook’ta, Friendfeed’te, blogumuzda, Twitter’da herşeyi paylaşalım istiyoruz. Aynen şu anda benim yaptığım gibi. Bu mail gittiğinde bloga bir yazı çıkacak, sonra FF, FB, Twitter, LinkedIn’e autopost yapacak. Ne kadar beni tanıyan kişi varsa herkes bunu görecek, elbette ister okuyacak isterse okumayacak, ama sosyal medya olmadan evvel günlüğüme yazdığım bir yazıyı 2-3 kişiye okutma şansım varken, son yazdığım yazı yüzlerce kişi tarafından okundu.

Şimdi iş hayatına dönelim. Google Adwords kullanan bugün Türkiye’de onbinlerce firma olduğunu düşünüyorum. “Bu firmaların hepsi internetin iletişim veya pazarlama anlamında doğru bir medya olduğuna inanıyorlar” sonucunu çıkarabiliriz. Bu firmalar internete yabancı değiller. İnternette bireylerin sosyal medya aracılığı ile birçok konuda konuştuğunu, düşüncelerini veya deneyimlerini paylaştığını da biliyorlar. Ama kendi markaları sözkonusu olduğunda olay sanki biraz yukardaki kızın cevabında olduğu gibi duygusal boyuta taşınıyor. Olumsuz içerikleri görmek istemiyorlar, hatta karşılarına hiç çıkmasın istiyorlar. Üç maymunu oynamak istiyorlar. “Birşey mi dedin, duymadım, kulaklarım zor işitiyor” diyorlar.

Bunun altında yatan sebep ise aynı yukardaki kızın hissettikleri; “ne yapacağını bilememek, sindirememek, kendine veya ürününe güvenmemek”. Markalarla tüketiciler arasında maddiyata dayalı bir ilişki var, arkadaş değiliz ki. Bir markanın bir tüketici ile samimi bir şekilde iletişim kurması sözkonusu olabilir mi? Çöken bir harddisk için “Evet, bizim ürünümüz biraz kalitesiz. Reklamla fiyatı şişirip kalite algısı yaratıyoruz. Geçmiş olsun datalarınıza” diyebilecek samimiyette bir marka olabilir mi? Olması gerekmiyor, zaten o kadar samimi de olmasın. Evet, bozulan hard diskimi yenisi ile değiştirdiniz, ama ben bir de özür bekliyordum kaybolan datalarım için. Samimi bir özür. Tek istediğim bu kadar samimiyet. Daha fazlası değil. “Paramla rezil oldum” ne kadar insanın sinirini bozan bir söz ve hepimizin başından geçmiştir. Sevgili markalar, tüketici olarak bize bunu hissettirmeyecek kadar samimi olun yeterli.

Her gün sosyal medya ortamlarında birkaç marka hakkında olumsuz içerik görüyorum. %90 oranında satış sonrası servis hizmetleri kötüleniyor. Açılmayan müşteri hizmetleri telefonları, servise gidip gelmeyen ürünler, ve benzerleri gırla yayınlanıyor. Birisi kötülediğinde bir markayı, diğerleri de “benim de başımdan geçmişti” modunda yorum yağdırıyorlar. O unutulmaz laf aklıma geliyor. “İnsanların söylediğini veya yaptıklarını unutabilirsin, ama sana hissettirdiklerini asla unutmazsın”.

Sevgili markalar, siz sağırmış gibi davranmaya devam ettiğinizde sosyal medya sizin hakkınızda konuşmayı durdurmayacak. Aksine tüketiciler hiçbir aksiyonda bulunmadığınız için sizi daha çok eleştirecekler. Hiçbir iletişim veya sosyal medya stratejiniz olmayabilir, ne yapacağınızı bilmiyor olabilirsiniz, kaynaklarınız kıt olabilir. En azından sosyal medyayı takip edin, hakkınızda birileri birşeyler söylediğinde dinlemeyi bilin. Olumsuz bir durum varsa, o kişiyle biraz hızlı ilgilenin, zaten mağdur durumda, telefonla özür dileyip özen gösterdiğinizi samimiyetle ifade edin. Sosyal medyayı kullanarak cevap yazmanıza gerek yok. Müşteri memnuniyeti sağlanırsa zaten o kişi kendi yazdığı içeriğe bir ek yapacaktır. Yeter ki bize üç maymunu oynamayın.

Filed under  //   Analytics   Brand   Social media  

SoCon 10 Sosyal Medya Konferansından çıkan 3 sonuç

Fb_users_in_turkey

Bu sene Ocak 29-30 da Atlanta’da yerel bir sosyal medya konferansı yapıldı. İşimle ilgili olduğu için bu tür konferansları uzaktan da olsa takip etmeye çalışıyorum.

SoCon 10’da çok önemli iki konuşmacı yer alıyordu ki, biri Coca Cola’nın Uluslararası İnteraktif Pazarlama’dan sorumlu Başkan Yardımcısı Carol Kruse, diğeri de Obama Başkanlık kampanyasını yürüten Dan Siroker. Online izleme şansı bulamasam da konferansla ilgilenen bazı bloglardan güzel veriler elde ettim. Genel olarak SoCon 10’da konuşulan konuların üzerinden geçip, Türkiye için durum değerlendirmesi yapmak istedim.

1.       Artık sosyal medya ciddi şekilde politikacılar için bir iletişim unsuru haline geldi.

Türkiye’de ise politikacılardan sosyal medyayı bırakın kullanmak anlamını bilenlerin bile bir elin parmaklarından fazla olduğunu düşünmüyorum. Facebook’ta bugün itibarı ile 14,5 milyondan fazla oy kullanabilecek üye var, ve tek başına Türkiye’de oy veren bireylerin üçte birinden daha fazla bir kanaldan bahsediyoruz. Son yerel seçimde 3 ayrı parti yetkilisi ile internet üzerinden iletişimi konuşmuş biri olarak, bizdeki politikacıların daha kırk fırın ekmek yemesi gerektiğini düşünüyorum.

2.       Eğer Coca Cola değilseniz, topluluk oluşturmak o kadar kolay değil.

Türkiye, internet kullanımını yoğun kullanan batı dünyasından daha farklı bir karaktere sahip. Uluslararası şirketlerin Türkiye’de henüz etkin bir şekilde sosyal medyayı kullanmadığını gözlemliyorum. Oysa daha duygusal bir ülke olduğumuz gözetilirse, hem yerel şirketlerin hem de uluslararası şirketlerin sosyal medyada aidiyet duygusunu öne çıkaran iletişim stratejileri oluşturmaları, topluluk oluşturmaları için çok güzel fırsatlar yaratıyor. Tabi ki markanızın tüketiciler nezdinde olumlu izlenimlere sahip olması çok önemli.

3.       Sosyal medya muhakkak ölçümlenmeli ve yorumlanmalı.

Bu başlık ise kanayan yaramızı oluşturuyor. Sosyal medya konusunda çalışan her ajans, danışman, vb. bir şekilde bir kampanya veya  strateji oluşturuyor. Fakat bu kampanyaların ne kadar buzz yarattığını veya olumlu/olumsuz yansımalarını ölçmek çabasına girmiyorlar veya çözüm bulamadıkları için giremiyorlar. Kampanya sayfanızın Facebook’da 10,000 fanı olabilir, ama aynı kampanya birçok yerde eleştiriliyor da olabilir. Hepsini bir potada eritip sosyal medyada ürün, hizmet veya kampanyaların yansımalarını ölçmek gerekiyor. Özellikle Dan Siroker’in bu konuda birçok yorumu olmuş.

Açıkçası kullanıcı boyutunda sosyal medyada aynı cep telefonu kullanımında olduğu gibi çok hızlı yükseliyoruz. Kullanıcı adaptasyonu çok hızlı olmasına rağmen, reel sektördeki firmaların internet tarafına kaynak ayırmak için biraz daha zamana ihtiyaçları var. Bunun da başlıca sebebinin yönetici pozisyonundaki kişilerin yaş itibarı ile sosyal medya kullanımından uzak olmalarından dolayı olduğunu düşünüyorum.

Filed under  //   Analytics   Politics   Social media  

Bu logo yakında çok meşhur olacak...

A_little_i

Internet reklam dünyasına A.B.D.’de bu logo geliyor. @(ET) ve Recycling karışımı bu logonun çok önemli bir anlamı var.

A.B.D.’de FTC (Federal Trade of Commission) isminde bir kurum var. Ticareti düzenleyen, tüketiciyi koruyan kuruluşun ismi bu. Internet üzerinde demografiklerin ve davranışların takibinin kişilik haklarına aykırı olduğu konusunda son 2 yıldır bu kurum reklamverenleri sıkıştırıyordu. Tabi ki buna da sebebiyet veren tüketici şikayetleri idi.

Bu tartışmaların sonunda reklamcılık endüstrisi davranışsal modelleme kullanarak yapılan reklamlar için bu logoyu koymaya karar verdi. Yani bir bannerda bu işaret varsa, “biz senin internette ne yaptığını seni takip ettiğimiz için çok iyi biliyoruz, ve bu reklamı bu yüzden sana gösteriyoruz” demenin kısa yolu bu. Tabi ki sadece bu logo ile sorunlar çözülmeyecek. Tüketiciler sadece kendilerinin takip edilip edilmediğini öğrenecek. Yani bu logo bir bilinçlendirme çalışmasının ürünü.

F.T.C. reklamverenleri eğer endüstri bir şekilde bir yol bulmaz ise davranışsal modelleme üzerine legal kısıtlamalar koyacağı konusunda tehdit ettiği için reklamcılık endüstrisinin attığı bir adım bu. Açıkçası kendi fikrim, bu logonun uzun vadede davranışsal modelleme isteyen ve istemeyenleri ayırmayı (takip edilmek istemiyorum diyen kullanıcılara rastgele reklam yapılacak demektir bu), ve bunun sonucunda reklamverenlerin F.T.C.’ye biz sadece bunu kabul edenlere reklamlarımızı gösteriyoruz şeklinde bir sonuçla gideceklerini öngörüyorum. Tabi bu logo big brother’ımız Google üzerinde ne etki yapar onu bilemeyeceğim. Bununla beraber bu logonun bir süre sonra reklamcılık dünyasında çok büyük bir önem teşkil etme ihtimali muhtemel.

Düşünsenize; trilyonlarca banner üzerinde bu logo var. CPM’ini yazmaya hesap makineleri muhtemelen yetmez. Tabi herkes buna ayak uydurursa…

Daha detaylı bilgi için aşağıdaki N.Y.Times’a ait haberin linkine tıklayabilirsiniz.

http://www.nytimes.com/2010/01/27/business/media/27adco.html?adxnnl=1&ref=technology&adxnnlx=1264687575-XlMTCT4H7I7XU3WA9fJYtA

Filed under  //   ads   legal  

Webrazzi Sosyal Gündemde beni düşündüren düşünceler

4310218470_3492131591_o

Öncelikle gerçekten buna ihtiyacım varmış diyeceğim. Neye mi? Sosyal medya üzerine başkaları ile beraber düşünmeye. Bazen yaptığımız işe o kadar dalıyoruz ki, büyük resmi görmekte zorluk çekebiliyoruz. Dünkü etkinliğin bu bağlamda en güzel yönü beni bazı konuları tekrar düşünmeye, resme bakış açımı bir miktar değiştirmeye sevketmesi idi. Bu yüzden etkinliği düzenleyen Arda Kutsal’a ve her biri değerli konuşmacılara teşekkür ediyorum. Canımı sıkan tek bir konu vardı. Reel sektörden gelen katılımın düşük olmasıydı. (Yanılıyorda olabilirim ama benim gördüğüm genel durum bu idi). Aslında bu tip bir etkinliğe gelmesi gerekenler orta ve üst ölçekli firmaların pazarlama müdürü veya üstü pozisyonlarında yer alan kişiler idi. Artık bir dahaki sefere diyelim.

Öncelikle aklımda kalanlardan başlayayım. İlk olarak sosyal medyadan para kazanmaya çalışan profesyonellerin çok güzel bir çapa noktası var. Sevgili Elif Dağdeviren, sosyal medyadaki insanların bir aidiyet duygusu yaşadıklarını, masonluk benzeri bir durum olduğundan örneklerle bahsetti. Düşününce hak vermemek elde değil. Bu çapayı iyi kullanan firmalar ve profesyoneller çok güzel işlere imza atacaklar. Sosyal medyadaki sıradan insanların bence en önemli motivasyon unsurlarından biri bu ve bu insanların sosyal medya hakkındaki duygularını anlamanın başarıdan geçen yollardan biri olduğunu düşünüyorum. Bu motivasyonu tetikleyecek unsurları kullanan kampanyalar kesinlikle iş yapacaktır.

Benim için ikinci önemli konuya ise sosyal medya ile klasik medya arasındaki farklılıkları tartışırken değinildi. Reklamverenler klasik medyayı parayla satın alabilirken, sosyal medyayı parayla satın alamıyorlar. Burda reklamverenler (yani değerli müşterilerimiz) duygusal bir ikileme giriyorlar. “Para harcayacağım ama kontrol edemeyeceğim, o zaman neden sosyal medyaya yatırım yapayım?”. Bu sorunun cevabını müşterilerin yerine kendimizi koyarak vermek çok önemli. Halen sosyal medyaya çok kısıtlı bütçeler, çok az firma tarafından harcanıyor. Bir firma kontrol edemeyeceğini bile bile neden bütçesinin bir kısmını sosyal medyaya harcasın? Bu soruların cevaplarını kendimizi müşterilerimizin yerine koyarak verirsek, hem kendimiz kazanırız hem de pazarı büyütebiliriz. Bu cevaplar her müşteri için ayrı ayrı olacaktır. Daha önemlisi onun anlayabileceği dilden olmalıdır.

Üçüncü ve çok önemli bir nokta ise, sevgili Selim Tuncer’den geldi. “Sırtında yumurta küfesi olan bir firma, sosyal medyada yer alamaz. Çünkü sosyal medya samimiyet gerektirir.” Her kurumsal müşterimizi sosyal medyada yer almak için ikna etmemizden ziyade, tam tersi bazı müşterilerimizi sosyal medyayı kullanmama yönünde ikna etmemiz gerekebilir. Sevgili Serhat Akkılıç bunla ilgili bir örnek bile verdi. Müşterilerimizin yerine kendimizi koyarak sosyal medyada yer almaktan en fazla ROI(Return on Investment) kazanacak müşterilerimizi bu işe yönlendirmek çok önemli. Sırf bütçesi var diye sosyal medya kampanyası yapmaya ikna ettiğimiz bir müşterinin başına sonunda hiç haz etmeyeceğimiz şeyler gelebilir.

Bu etkinlik üzerine birçok haber daha dün gerçekleşmesine rağmen birçok yerde çıktı. Aşağıdaki linklerden birçok bilgi bulabilir, hatta bazı konuşmaları dinleyebilirsiniz.

http://www.gennaration.com.tr/manset/webrazzi-gundemde-sosyal-medya-tartisildi/

http://www.webrazzi.com/2010/01/27/webrazzi-gundem-sosyal-medya-toplantisi-gerceklesti/

http://www.cagancaglar.com/2010/01/webrazzi-gundem-toplantlar-sosyal-medya.html

Filed under  //   Social media   Strategy   Webrazzi  

Email marketing sosyal medya ile bir araya geliyor... Brian Solis

Media_httpimgskitchco_wazcd

Dün katıldığım, sevgili Arda Kutsal'ın düzenlediği Webrazzi sosyal medya etkinliğinde konuşulan konulardan biri de sosyal medyanın ticarileşmesi idi. Brian Solis'in blogunda çok güzel bir örnekleme bugün karşıma çıkınca paylaşmak istedim.

Biliyorsunuz email marketing internetten bile daha önce başlamış bir pazarlama türü. Sosyal medya kullanımının artması sonucunda, dijital platformu paylaşan CRM odaklı email marketing çalışmalarında sosyal medya ile entegre olmaya başladı. Bunla ilgili Türkiye'den de email marketing üzerine çalışan bazı firmaların güzel çalışmalar yaptıklarını biliyorum.

Email marketing üzerine firmaların bu sene daha fazla bütçe ayırmayı planladıkları da araştırmada yer almış. Email marketing son 3-4 yıldır büyüme hızı yavaşlamışken bu seneden sonra sosyal medya entegrasyonu ile gene büyüme ivmesi yakalayacak gibi gözüküyor.

Filed under  //   Email Marketing   Social media  

Lokasyon bazlı servisler, daha gideceğiniz çok yol var...

Media_httpmashablecom_rdfjt

Dün uzaydan ilk tweet yapıldı. İlginç olanı Twitter'ın hemen hemen aynı saatlerde lokasyon bazlı trendleri göstermeye başladığıydı. Acaba Twitter uzaydan gelen mesajlar için hangi lokasyonu gösteriyor? :)

Sosyal medyada harcanan süre ve bazı diğer bilgiler

Media_httpmashablecom_phdoa

Aralık 2009 ayında yapılan araştırma sosyal medya kullanımında artışın halen devam etmekte olduğunu gözler önüne serdi. Erik Qualman'ın meşhur "Is social media a fad?" videosunu sosyal medya ile ilgilenen herkes muhtemelen seyretmiştir. Yaklaşık 1,5 yıl önce hazırlandığı zamandan bu zamana geldiğimiz noktada artık sanırım kimse sosyal medya için bir moda diyemeyecek duruma geldi.

Linkte birkaç istatistik olmasına rağmen en çok ilgimi çeken sosyal medyada harcanan süre oldu. Aralık 2009 rakamlarına göre sosyal medyada bireyler ortalama günde yaklaşık 5,5 saat harcıyorlar ki, bu rakam TV başında geçirilen süreyi geçiyor. Tabi ki çoğu zaman açılan bir web sayfası saatlerce açık kalıyor ve birey ekranın başında aktif olarak sayfayı incelemiyor. Ayrıca Facebook karşısında geçirilen vaktin artışında, Farmville benzeri oyunların sayısındaki artışın ciddi bir etkisi bulunuyor. Bununla beraber sosyal medya internet üzerinde artık sadece katılım açısından değil, süresel açıdan da bir numaralı aktivite haline gelmiş durumda.

Bu sürecin daha yol katedeciğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Ne zaman bir doyuma ulaşacağı hakkında ise hiç kimsenin kolay kolay bir öngörüsü olamayacağını düşünüyorum. Bildiğim ise çok uzak olmayan bir gelecekte sosyal medyanın bir numaralı reklam mecrası haline geleceği.

Filed under  //   Social media   Stats  

Diesel'in yeni reklamı : Be Stupid Philosophy

Açıkçası reklamı ilk izlediğimde dalga geçtiklerini düşünmüştüm. Hatta bir yorumda "Diesel, seni yıllarca giydiğim için beni aptal olarak gösterdiğin için teşekkürler" şeklinde birisi comment bile girmiş. Bence Diesel bu reklam ile biraz WOM yaratmayı arzu etmiş. Kimin akıllı, kimin aptal olduğundan ziyade Diesel'in mevcut marka konumunu da düşündüğümüzde, bu reklam bir süre Diesel giyenleri ve giymeyenleri konuşturacak. Smart ve Stupid kavramları her ne kadar Logic ve Sense olarak yansıtılmışsa da, Diesel jean giyerken bir arkadaşının bunu anlamayarak kendisine aptal demesi kimsenin pek hoşuma gitmeyecektir.

Filed under  //   Brand   WOM   ads  

5 Social Media Disasters | Penn Olson

Sosyal medyada hep yapılan iyi işleri duyuyoruz. Bir süredir aklıma geldikçe arayıp duruyordum, acaba sosyal medyada hatalarından dolayı gol yiyen firmalar var mı diye? Penn Olson'un blogunda Sebastian Barros konuyla ilgili güzel bir yazı yazmış. 4 ay öncesinde yazılmış olmasına rağmen, özellikle sosyal medyaya yeni yeni yatırım yapmaya başlayan ülkemizdeki markaların hata yapmamaları için güzel örnekler var. Paylaşmak istedim.

Filed under  //   Disaster   Social media